Geçmiş, Özgürlük ve Huzur üzerine

Geçmiş, Özgürlük ve Huzur üzerine

Geçmiş, Özgürlük ve Huzur üzerine

Geçmiş, Özgürlük ve Huzur üzerine,

 

Tanıştığım çoğu kişi özgürlük dediğimde özgürlüğün, istedikleri zaman istedikleri şeyleri yapabildikleri, istedikleri şeyleri düşünebildikleri, arzulayabildikleri bir şey olduğunu sanırlar. Evet, bu zihin perspektifinden bakıldığında doğru bile kabul edilebilir. Gelin bugün zihinsel bir özgürlükten değil, gerçek özgürlükten bahsedelim.

 

Gerçek özgürlük diyorum, ama zihin tarafından bakıldığında kelimelerin ne kadar çarpıtılabileceğini de göz ardı etmiyorum. Bugün tanık olduğum bir olayda, birinin ısrarla ama gerçek bu dediğini gördüm. Bunun üzerine 'söylediğin şeyin gerçek olduğuna emin misin? Çünkü sen bir durumu tamamen kendi zihninle değerlendirip bir sonuca varmak tasın. Hayır dedi. Gerçek bu çünkü olan bu. O an tekrar gördüm ki, insanların gerçek dediği şey aslında o an düşündükleri şeydi. Düşündükleri şey o anda ne olursa olsun onu gerçek kabul ediyorlardı. Umarım buraya kadar siz de kendi yaşantınızdan bunu örnekleyip zihnin temel çalışma prensibi hakkında bir farkındalık sağlarsınız. Bu gerçektir tanımlamasına çok önem veriyorum çünkü esaret tam bu noktada başlıyor. Çünkü düşüncelere gerçekmiş gibi davranmak sonraki tüm düşüncelere de aynı tepkiye yol açacaktır. Burada aslında anlatım çok yollu bir kavşak gibi farklı yönlere gitse de konu başlığından uzaklaşmadan gidelim.

 

Öncelikle bu gerçektir düşüncesine nasıl ulaşıyoruz? Beş duyu vasıtası ile beyine sürekli sinyaller ulaşıyor. Bu sinyaller kendi başlarına sorun değiller hatta kendi başlarına bıraksanız çok da verimli olacaklar. Ancak biz çocukluktan başlayan bir kendini bilmeme durumundan yola çıktığımız için bir iki yaşından beri edindiğimiz koşullu bilgiler ile, tamamen bilinçsizlik içinde oluşturduğumuz kişilikler ile, hatta sonrasında yaşadığımız şeylere bu kişilikler ile oluşturduğumuz travmatik geçmiş deneyimlerini de kattığınız da zihin dediğimiz hayali bir dünya ve hayali bilgi birikimini kendimiz sanarak bu bahsettiğim beş duyu ile gelen sinyalleri yorumlamaya başlıyoruz. Bu sebeple uzak doğuda bir deyim vardır, gerçek dünya tek, hayali dünya insan nüfusu kadardır. İşte bu yorumlama kısmında artık kendimizi bu kişilikler sanışımızdan tüm geçmiş travmalar ile dünyaya bakmaya başlıyoruz. Bu sebepledir ki, bilge biri dünyada problem görmez, ama zihinde yaşayan bir insana sorduğunuzda saydıkları kendi birikimleri olur. Bu anlattığımı kolayca deneyebilirsiniz. Yanınıza 3-5 kişi alın ve o anda ortak görülen bir şey hakkında düşüncelerini sorun her biri farklı bir şey söyleyecektir. Hatta maalesef her biri kendi düşüncesinin doğruluğunu savunacaktır. Ama savunduğu şey aslında sadece geçmişten beri edindiği ve taşıdığı düşünceler olacaktır. Çünkü aynı benim düşüncem gerçek anlayışı, üzüntü, dram, kaygı, endişe, öfke ve benzeri tüm duygu ve düşüncelerinde doğmasına izin verecek ve hepsine gerçekmiş havası verecek. Gerçek olmasada :)

 

Buraya kadar geçmiş dediğiniz şeyin zihin üzerinden insanın üstünde nasıl bir etki yaptığını kelimeler yettikçe anlatmaya çalıştım. Peki bu gerçek algısının özgürlükle nasıl bir bağlantısı var. Siz düşünen ve düşüncelerinde size ait hatta hepsinin gerçek olduğu algısı ile, okyanusun üstünde bir oraya bir buraya sürüklenen küçük bir kayık olduğunuzu düşünün. Her bir düşünce sizi başka tarafa sürükleyecek ve esaret içerisinde bir yaşam sürersiniz. Ama tüm bunların aslında gerçek olmadığını anlamak ise sizi asıl gerçeğe yani kendi öz doğanıza götürecektir.

 

Başka yazılarda kavşağın diğer bağlantı yollarına da birlikte göz gezdiririz. Hiç bir düşüncenin sizi sürükleyemediği bir gün dilerim :)

 

Tarkan Küçükaksu